GenelYazılar

Yalandan Kim Ölmüş? Bakalım mı?

Pınar ARIKAN

“Bir yalandan sonra tüm gerçekler şüpheli hale gelir.”

Jenga oyununu bilir misiniz?
Taşlar üstüste dizilir ve uzun bir kule yapılır. Aradan sırayla taşlar çekilir ve yeniden en üste konur. Amaç kuleyi devirmeden olabildiğince ayakta tutabilmektir. Kuleyi deviren kaybeder. Oyun ilerledikçe arada boşluklar oluşur ama onu ayakta tutan temel taşlara dokunmazsanız yine de ayakta kalmayı başarır.

Ama temel taşlardan birini çekerseniz tüm taşlar gürültüyle dağılır ve inanın yeniden dizmek zaman alır.

Bu temel taşlardan birisi “güven” dir.

Bu taşı çekerseniz

Evlilikler yıkılır, ortaklıklar biter, aileler dağılır, çocukların dünyası altüst olur.

Hepimiz bugünlerde bir mucize bekliyoruz. Bir aşı, bir kurtuluş… Dünyaya yeniden güvenebilmek için bir umut…
Neden?

Çünkü yaşadığımız dünya bir anda tepetaklak oldu. Ufacık bir virüs, nasıl bir yalanın içinde yaşadığımızı hatırlattı.

Peki nedir yalan?

Yalanın masumu, günahkârı var mıdır?
Yoksa bu da mı yalan?

Yaşadığımız her şey gerçek mi peki?

Gördüklerimiz?

Hissettiklerimiz?

Yediklerimiz?

Bize sunulan görüntüler?

Haberler?

Sanal dünyalarla gerçek dünya arasında neredeyiz?

Kafamızdaki bu düşünceler bizim mi? Yoksa düşünmemizi istediklerini mi düşünüyoruz?

Bu soruları sormaya devam edince ürkütücü olmaya başlıyor değil mi?
Neden peki?

Çünkü belirsizlik ve kontrolü kaybetmek gerçekten korkutucudur.

Dünyaya ve yaşama güvenmek istiyoruz. Başka türlü yaşayamayız.

Peki çocuklar kime güvenecek?

Bizlere elbette.

Peki biz ne kadar dürüst davranıyoruz?

Hadi birkaç örnek verelim:

“Hemen döneceğim. Söz!”
Hemen?
Çok uzun sürüyorsa dönmemiz, “hemen” çok uzun bir zaman demek.
Söz?
Bir anlamı yok. Çünkü orada değiliz.
Daha sonra çocuğun sözünü tutmaması da sorun değil. Çünkü bu sözcüğün bir anlamı yok.

Çocuğa tutamayacağınız sözler vermek de bir çeşit yalandır.
Kuleyi yıkar.

“Okul harika bir yer. Bir sürü arkadaşın olacak. Çok eğleneceksin.”
???
Nereden biliyoruz? Böyle olmayınca büyük hayal kırıklığı yaşıyor çocuklar ve bizim sözlerimiz de güvenirliğini yitiriyor.

“Markete gidip geliyorum.”
Peki poşetler nerede?

“Birşey yok merak etme. Kavga etmiyoruz.”
“Ağlamıyorum. Gözüme toz kaçtı.”
Zamanı ve mekanı algılayamasalar da birçok şeyi hisseder çocuklar. Hepimiz gibi… Bir bakıştan, bir duruştan annesinin o gün aynı anne olmadığını anlar bir çocuk. İstediğimiz kadar sakladığımızı düşünelim.

“Her şey yoluna girecek.”
mi acaba? Belki girmeyecek. Ya da çocuğun umduğu gibi girmeyecek. Belki bir boşanma olacak. Bizim için her şey yoluna girecek ama onun için girmeyecek.
Hepimiz sürecin içinde olmak isteriz. Bizler kötü gidişata kendimizi hazırlarken; çocuk, olan bitenden habersiz neye uğradığını şaşırıyor. Üzülmesin diye ondan saklanan herşey çocuğa daha çok zarar veriyor.

Ve unutmayın,
Çocuk sürecin içinde olmazsa, biz de onun sürecinin içinde olamayız. Aklından geçenleri bilemeyiz.

Oysa dürüst olup
“Evet biraz üzgünüm ama merak etme bu duruma sen sebep olmadın ve bir süre sonra daha iyi hissedeceğim.”
gibi bir cümle kursak, daha sonra oluşabilecek bir çok problemi engelleriz aslında.

Gerçekler kötü de olsalar problem durumları azaltırlar. Önceden doktora gitmek gibi…

Bir çoğumuz hasta olmadan önce gitmeyiz doktora. Hasta olduğumuzda ise bunu düzeltmek için bir sürü ilaç alırız ve bazen acı verici deneyimler yaşarız.

Ama inanın gerçekler daha az acıtır ve yaşanması muhtemel durumlara hazırlanmak onların da hakkıdır.

“Yalan” herkes için büyük haksızlıktır aslında.

En masum ve iyi niyetli yalanlardan biri:
Evladının ölüm haberini “çok yaşlı, kaldıramaz” diye düşünüp yaşlı bir insana söylemedik diyelim. Bu insan, çocuğuna duyduğu özlem ve onu arayıp sormamasına karşı hissettiği üzüntü ve hayal kırıklığıyla daha mı mutlu yaşar? Yas tutmaya hakkı yok mudur? Peki ölen çocuğunun hayırsız evlat olması gidene de haksızlık değil mi?

Üzülmek, ağlamak insana özgü duygulardır ve gerektiğinde yaşanması gerekir.

Çocuklarımız üzülmesin diye ya da zor anları kendimizce kolay atlatabilmek için altlarından taşları çekip kulelerini yıkıyoruz.

İşe giderken arkanızdan ağlayan çocuğunuza gerçeği söylemek, o anda onu üzse bile akşama kadar sabırla beklemesini sağlar. Tüm gününü kapıda bekleyerek geçirmez. Size güvenir. Akşam geleceğinizi bilir.

Ve en önemlisi…
Çocuklar yaşayarak öğrenirler.

Ne yaşarlarsa onu öğrenirler.

Yani
Yalan söylemeyi de öğrenirler.

Onlar da yalan söylerler…
Onlar da saklarlar…
Konuşmazlar…

Ve birgün öyle bir ters köşe yaparlar ki…
Neye uğradığımızı şaşırırız.

“Hiç anlamadık!!!”

“Hiç farketmedik!!!”

“Bu çocuk niye böyle oldu?!”
Hakikaten niye böyle oldu?
Böyle mi doğdu?

“Kime çekti bilmiyorum.”
Hakikaten kime çekti?
Yalan söylemek genetik mi?

“Olumsuz etkilenmesin diye yanında hiç konuşmadık.”
Keşke konuşsaydınız.
Yanında değil, birlikte konuşsaydınız.

Ama çok zor değil mi “gerçekleri söylemek”.
Belki de “yalan söylemek” ya da “hiç bir şey söylememek” daha kolaydır? Ne dersiniz?

Aslında inanın bana,
Her yaşta, her durumu anlatacak bir yol bulunur mutlaka.

Çocuklardan bir farkımız var mı bizim?

İlişkilerimizi etkileyen en önemli şey güven değil mi?

Verilen sözlerin tutulmasını, olan bitenden haberimiz olmasını istemiyor muyuz?

Eşimize, kardeşimize, arkadaşımıza güvenmek istemiyor muyuz?

Bu temel güven duygusu kaybolduğunda, tüm gün ve gece huzursuz olmuyor muyuz?

Hadi etrafımıza bakalım biraz.

Hepimiz huzursuzuz.

Peki,
Neden huzursuz bir toplum olduk sizce?

Alışveriş yaparken:
“Acaba kazıklanıyor muyum?”

Biri bizi arayıp sorduğunda:
“Acaba bir şey mi isteyecek?”

İş arkadaşımız hastalandı:
“Bahane mi acaba?”

Her gün maruz bırakıldığımız reklamlar gerçek değil biliyoruz ama izlemeye ve inanmaya ve o ürünleri almaya devam ediyoruz.

Aynadaki görüntümüz bile biz değiliz artık. Estetikler, botokslar, ekilmiş saçlar?.. Biz miyiz bu aynadaki makyajlı görüntü ?

Haberler, izlediğimiz olaylar, verilen sözler???
Gerçek mi?

İnansak da inanmasak da izliyoruz.

Güveniyor muyuz?
???

“Gelecek harika olacak?”
diyebiliyor muyuz?

Korkuyoruz.

Hepimiz korkuyoruz.

Çünkü artık kendimize bile yalan söylüyoruz.

Yalandan kim ölmüş?
???

Yalandan bir dünya ölüyor daha ne ölsün?

Peki,

Bu mudur çocuklarımıza bırakmak istediğimiz dünya?

Yıkılan kuleler…

O kulelerin içindeki boşluklar sorun değil. Bir çocuk size güveniyorsa yoklukta bile mutlu olabilir, ayakta kalabilir.

Ama altından size olan güvenini, geleceğini çalarsanız bir daha ayağa kalkamaz.

Çocuklar doğduklarında gördükleri o gerçek yüzlerimizi görmek istiyorlar. Bunu onlara borçluyuz.

Peki sizce ,

Artık gerçekleri söylemenin vakti gelmedi mi?

Hem çocuklarımıza,
Hem kendimize,
Hem de birbirimize…

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu