GenelGüncel Haberler

Pandemi sonrası eğitim

Yüz yüze eğitime ara verilen bu dönemde ortak merakımız “okulların ne zaman açılacağı” oldu. Oysaki pandemi bitip, tüm okullar yüz yüze eğitime başladığında dahi eğitimin “eski normallerimiz” gibi ol(a)mayacağını biliyoruz. Pandemi sonrası eğitimin nasıl bir yol alacağı toplumun tüm kesimlerinde merak konusu iken, Abbas Güçlü 31 Ocak 2021 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan yazısında konuya değinmiş ve bizi sorularla baş başa bırakmış.

Yüz yüze eğitime ara verilen bu dönemde ortak merakımız “okulların ne zaman açılacağı” oldu. Oysaki pandemi bitip, tüm okullar yüz yüze eğitime başladığında dahi eğitimin “eski normallerimiz” gibi ol(a)mayacağını biliyoruz. Pandemi sonrası eğitimin nasıl bir yol alacağı toplumun tüm kesimlerinde merak konusu iken, Abbas Güçlü 31 Ocak 2021 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan yazısında konuya değinmiş ve bizi sorularla baş başa bırakmış.
işte o yazı..

Kaç gündür Pandemi sonrası eğitime yönelik arayışlarımızı paylaşıyor ve sesli sesli düşünmeye devam ediyoruz.

Eğitimden memnun olan yok gibi. Bu işin böyle gitmeyeceğine inananların oranı ise çok daha yüksek!

Peki o zaman, değişim, şimdi değilse ne zaman?

İlk ve orta dereceli öğretim kurumları uzaktan eğitimle hepten çökmüş durumda da üniversiteler farklı mı?

Lokomotifken, son vagon olmadılar mı?

Eğitim reformu konusunda ne sesleri çıkıyor ne de solukları.

100 civarında eğitim ve eğitim bilimleri fakültesi var, bugüne kadar bu konuda ortaya bir görüş koyanı gördük desek, yalan olur!..

Üniversiteler?

Elon Musk’ın elektrikli otomobile verdiği isim olan Tesla, önemli bir bilim insanı ve mucit!

Üniversiteler konusunda bakın ne demiş:

“Üniversiteler bilim değil, bilim adı altında statü pazarlıyorlar.”

Yani adeta diploma ve akademik unvan dağıtım merkezi haline geldiler ama onu bile beceremiyorlar.

Acı olan ise verdikleri diplomayı, bırakın dünyanın dışlamasını, kendimiz bile tanımıyoruz. Yoksa KPSS gibi deli saçması bir sınav icat edip, gençlerimizi onun kölesi haline getirir miydik?..

Akademik unvanlar da tıpkı diplomalar gibi fazlasıyla tartışılır hale geldi.

Kaçı uluslararası kriterlere uyuyor, kaçı aynı unvanı kaç ülkede kullanabiliyor, keşke bu konularda daha şeffaf olabilsek.

Örneğinin bölüm başkanı, dekan ve rektörlerden kaçı kaç dil biliyor, kaçının uluslararası yayını, patenti ve icadı var?..

Eğitimde rol modeller çok önemli. Eskiden, sınıfın en iyileri hep öğretmen, akademisyen ya da bilim insanı olmak isterdi, çünkü hocalarına hayranlık duyardı. Peki, şimdi kaçı “Hocam gibi olmak istiyorum” diyor?..

Çuvaldız!

Eğer bu konuda bir özeleştiri yapacak olursak, kişiliğimiz ve statümüz ne olursa olsun, çuvaldızın en büyüğünü önce kendimize batırmalıyız.

Neden mi?

Eğitim, bu noktaya gelirken biz neredeydik ve bu konuda ne yaptık?

Bu ve benzeri konularda doğru tespitler yapıp, ortaya çıkan sorulara samimi cevaplar vermediğimiz sürece, yanlışı yanlışla düzeltmeye devam ederiz. Bu da daha da içinden çıkılamaz noktalara gelmemize neden olur! Son pişmanlık ise vicdani sorumluluğun ilacı olamaz.

 

 

Devlet politikası

İktidarların da olmalı ama asıl devletin bir eğitim politikası olmalı, siyaset de o politikaların, nasıl ve ne kadar sürede hayata geçirileceğine karar vermelidir.

Son 40 yıla, özellikle de eğitimdeki gelişmelere yakından tanıklık eden bir gazeteci olarak şunu çok gördüm:

Bırakın devlet politikasını ve sürdürülebilirliği, iktidarların bile kendi kalıcı bir politikası yoktu.

Uzun süre görevde kalan tüm iktidarlarda, aynı siyasi partinin bakanlarından birinin yaptığını yine aynı siyasi partinin bir başka bakanı gelir gelmez çöpe attı, yeni reform paketleri açtı. Onları da yine aynı partiden, yine eğitimle o güne kadar hiç ilgisi olmayan bir başka bakan gelip yok saydı!..

Bakanı halk ya da TBMM seçmeli!

Milli Eğitim bakanları sadece günümüze değil yarınımıza da yön veriyor.

İktidarlar 4 yıllığına seçiliyor ama eğitim politikaları çok daha uzun yıllar sürüyor.

Bu yüzden, Milli Eğitim bakanları ya TBMM’de üçte iki çoğunlukla seçilmeli ya da seçimle yine toplumun üçte ikisinin oyunu alarak gelmelidir.

Bu kadarı da fazla deyip öneriyi hayali bulanlar elbette çıkabilir ama dünden bugüne yaşadığımız yapbozlara bakıldığında, gelinen nokta sanki bizi buna mecbur kılıyor!

Bununla da yetinmeyip, eğitim ve yeni nesiller konusunda dünya genelinde ortak kararlar alacak yeni oluşumlar için de keşke yoğun bir çaba harcansa!

Çocuklar, dünyanın en masum varlıkları, onları nasıl eğitir ya da eğitemezseniz, gelecek ona göre şekillenir.

Testleri, sınavları, anlamsız yarışları, tüketimi değil de öncelikle sevgiyi, dostluğu, barışı, doğayı, hoşgörüyü, bilimi, sanatı, paylaşımı, farkındalığı, üretimi esas alan yetkinlikler kazandırılıp, daha sonra da onun üzerine diğer bilgiler inşa edilse fena mı olur?..

Özetin özeti: Eğitim turnusol kâğıdı gibidir, millete, insanlığa ve geleceğe yönelik en önemli samimiyet testidir. Her şeyi ayna gibi gösterir.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu