Güncel HaberlerYazılar

OYUNBOZANLARI EĞİTMEK

Pınar ARIKAN

Hayat bir oyun aslında.

Yaşamak için kurallarını öğrenmemiz gereken, aşama aşama gittikçe zorlaşan, her bölümün ayrı bir beceri gerektirdiği, tecrübe dediğimiz bonusları olan, ustalaştıkça daha iyi oynadığımız bir oyun…

Hayat Oyunu!

Saklambaç mesela kendini keşfetme oyunudur. Her köşede bir yanınızı bulursunuz ama bazen öyle bir yanınız çıkar ki ortaya, hiç bilmediğiniz, görmediğiniz; o, çok iyi saklanan yanınız ebeleyiverir sizi.

Kader dediğimiz, bir kağıt oyununa benzer mesela. Kartlar dağıtıldığında size ne düşeceğini bilemezsiniz. Elinizde ne varsa ona göre yeni planlar yapar, oynarsınız.

Bazen joker hep başkalarına gider. Daha şanslı başlar bazıları.

Bazen öyle kötü gelir ki kartlar, yeniden dağıtılsa diye beklersiniz. Bir şans daha. İkinci bir şans…

Adil bir oyunda şans unsurunu kontrol edemezsiniz. Sadece heyecanla beklersiniz şans döner belki diye. Zaten sonuç önemli değildir her zaman. Hele oyun arkadaşlarınız keyifliyse kartların nasıl geldiği de çok farketmez aslında. Keyif alarak yenilmek de güzeldir.

Aslolan oyunun tadını çıkarmaktır.

Ama bir de oyunbozanlar vardır.

Tüm misketleri alıp kazanmak isterler. Oyunun tadını kaçırırlar. Nedense her mahalleye, her sokağa, her apartmana, her sınıfa mutlaka bir tane düşer. Hırslı, hedefe odaklı, kazanmak için her yol mübah diyen ve aslında oyun oynamayı bilmeyen Oyunbozanlar!

O bebeklik masumiyetlerini kaybedip bir oyunbozana dönüşme hikayeleri üzücü olsa da  vardır,

Oyunbozanlar!

Oyundan keyif almazlar. Tek amaçları vardır: Kazanmak! Her şeye sahip olmak!

Çok uzaklarda aramayın onları. Etrafınıza bakın. Çevrenizdedirler, bazen çok yakınınızda. Biz besler, biz büyütür, biz eğitiriz. Ve belki bu yazıyı okuyan siz kendiniz bile hayatınızın bir yerinde bir oyunbozansınız ama farkında bile değilsiniz.

Bazen bir banka kuyruğunda, bazen bir sınavda, bazen trafikte çıkarlar karşınıza. Bazen kapı komşunuz, bazen arkadaşınız, öğretmeniniz, iş arkadaşınız ya da belki eşinizdir oyunbozanlar.

Oyun arkadaşları yoktur. Takım işi pek onlara göre değildir. Takım arkadaşları bile onlar kazansın diye oyuna dahil edilmişlerdir. Kaybettiklerinde çok öfkelenirler. Sadece kazanmak mutlu eder onları.

Tüm puanları almak,
tüm ilgiyi,
tüm parayı ,
tüm yönetimi…

Maalesef onların hırsları sizi de boğar, oyunun tadı kaçar ve keyif almadığınız bir oyunun içinde sıkışıp kalırsınız. Onun koyduğu kurallara göre kurulan, pek de kazanma şansınız olmayan bir oyunda hapsolursunuz. Bu oyunun adı değişir.

Çocukken üç taş olur, saklambaç olur, sonra okey olur.

Büyüdükçe iş hayatı olur, evlilik olur, yaşadığınız yer olur. ..

Bir an önce masadan kalkıp gitmek istersiniz. Beyin göçü mesela biraz buna benziyor sanki. Ama masadan bile kaldırmazlar bazen. O kazanana kadar orada olmanızı isterler. Ayrılamazsınız, istifa edemez, terfi edemez hatta boşanamazsınız. Ve misketlerinizi geri alamazsınız.

O bütün misketleri alsın diye çırpınıp durursunuz.

Adil oynamazlar. Zarları, hileli olduğunu bilmeden atar durursunuz belki bir gün bana da gelir diye. Bekler, çalışır, sabreder ve zamanla tükenirsiniz. Oyun öyle kurulmuştur. Pek fazla şansınız yoktur.

İşte bunlar büyük oyunbozanlardır.

BÜYÜK OYUNBOZANLAR!

Peki bunlar henüz küçüklerken, bizlerin sınıflarında öğrencilerken, bu oyunbozanları eğitebilsek güzel olmaz mıydı?

Henüz sadece misketleri isterlerken?

Atalarımız gibi ağacı yaşken eğsek?

Sınıflarımızda önce kendimiz adil olsak?

İyi bir eğitmen adil bir oyun kurucudur aslında. Kişisel farklılıklarına göre adil oyunlar kursak mesela. Oyun oynarken nasıl keyif alabileceklerini öğretip; takım oyununun, birlikte oynamanın keyfini yaşatabilsek..

Kendi hırslarımızla sürüklemesek mesela onları. Mini mini birleri yarıştırmasak.. Hatta oyunbozan velilerimizi de eğitsek. Proje ödevini çocuğu yerine kendi yapan velimizi övmesek de el emeğiyle yapan çocuğumuz kazansa o gün daha anlamlı olmaz mı?

Oyunbozanların pratik zekalarını, ki gerçekten zekidirler, onları daha çok mutlu edecek alanlara kaydırsak?

Her bir çocuğumuza kendi becerilerine göre eğitim imkânı sunup daha adil bir oyun kursak ve bir sürü şampiyon kazansak?

Zorlayıcı eğitim ortamlarında hileye yönelen yeni oyun bozanlar yaratmasak mesela?

Sonuca değil sürecin keyfine odaklansak daha mutlu öğrenmez miyiz hep birlikte?

Eğitimin amacı çocuklarımızı en büyük oyuna hazırlamak değil mi zaten?

Hayat oyununa!

Oyunbozanlarımız bileklerinin hakkıyla kazanmanın tadına varsalar, onlara zeki ve adil oyun kurucular olmayı öğretsek?

Onlara şöyle söylesek:

Misketleri boşverin! Oyunun tadını çıkarın. Bir gün oyun sona erdiğinde masadan mutlu ihtiyarlar olarak kalkalım. Ve birbirimizden ayrılırken,
“Ne güzel bir oyundu… İyi ki sizlerle oynamışım.”
diyebilmek için bırakın herkes kazansın!”

Öğrenirler mi dersiniz?

Bilemem… Ama denemek zorundayız. Çünkü,

Biz onları eğitmezsek tüm misketleri toplayıp bütün mahallenin tadını kaçıracaklar.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu