Güncel HaberlerYazılar

Halay’ın içinde bir “e” olabilmek…

“E” harfi…
Ünlü seslerimizden biri.
O kadar ünlü ki o olmadan bir çok sözcük eksik kalır.
Bulunduğu grupla birlikte anlamı değişen “e”…
“Kelebek” le uçuşur,
“Endişe” de ürkütür,
“Emek” sözcüğüyle çalışır,
“Elem” olunca acı verir,
“Eğlence” de keyiflenir,
Hatta
“Elele” de halaya durur.
Ait olduğu gruba göre şekillenen “e”…

“Ait olmak”
Bir grubun parçası olmak,
Tek başına olmamak…

Yeme içme gibi fizyolojik temel gereksinimlerimizden sonra kendimizi bulma yolculuğunda
en önemli ihtiyaçlarımızdan biridir “ait olma ihtiyacı”.
Bir ailenin parçası olmak,
bir grubun,
bir takımın,
bir partinin,
bir okulun,
bir sınıfın,
bir arkadaş grubunun parçası olmak isteriz.
Hatta mümkünse o grup içinde aranan kişi olmak isteriz.
Biz olmadan eksik olan bir kelimede olmak istiyoruz.

Varolabilmek…
Halayın bir parçası olabilmek.

Kolay değil elbet.

Dünya,
varolduğundan beri dönüyor.
Onunla birlikte insanoğlu da…
İlk insan topluluklarında bile var dönerek yapılan ritüeller, törenler, danslar…
Ateş etrafında, bir direk etrafında, meydanlarda, şenliklerde, düğünlerde halaylar çekip
dönüyoruz .
Bir ritimle,
Bir devinimle,
Birlikte,
Elele, kolkola, omuz omuza halay çekiyoruz.

Halay…
Düğünlerin, şenliklerin, protestoların vazgeçilmezidir halay.
Halayın içindeyken farketmezsin ama dışardan izlerken bir süre sonra anlamsızlaşır bu
ritüeller. Ortada dönüp duran bir grup insan; aynı hareketlerle, aynı şekilde dönüp dururlar.
Karnımızda bir davul sesi.. Hele bazen kulağınızda zurnanın tiz çığlığı…
Kaçıp uzaklaşmak istersiniz sessizliği dinlemek için.

Ama halayın içindeyken başka…
Her adımınıza eşlik eden o davulun her vuruşu güçlendirir yere vuruşumuzu. Zurna coşturur,
mendiller şenlenir. Gürültülü gelmez davul sesi aksine davul coştukça coşarsınız. Tam da ait
olduğunuz yerdesinizdir.

Ait olmak…
Bir topluluğun parçası olmak…

Taa atalarımızdan kalan bir içgüdü diyor ki,
“Tek başına hayatta kalamazsın.
Bir ekibin parçası olmalısın.”
Bütün mesele halayın içinde bir “e” olabilmek aslında.

Kendimizi bulabilmek için önce kalabalıklara karışmak istememiz enteresan değil mi?

Halayın bir parçası olabilmek…
Kolay iş değildir aslında. Özgüven ister.

Tecrübeliler, kendine güvenenler meydana çıkar önce. Maharetlerini göstermek için devinime
başlarlar.

Halay başı mühimdir. Tüm ekibi arkasından götürecek.
Bazıları oyunun başlamasını beklerler. Adımları çözenler bir bir çıkıp katılır halaya. Genelde
sona eklene eklene uzar halay ekibi.

Bazıları aralara kaynar. Değişik sebepleri vardır. Ya halayın sonu uzaktadır ya da bir kankası
vardır arada elini tutmak istediği. Tanıdık yüzle mahcup olmazsın.

Bazıları emin değildir adımlarından. Bi halay başına bakar bi de yanındakinin adımlarına.
Uyum sağlar bir süre sonra. Taklit eder, öğrenir.

Bazıları şov yapar. Yeteneği vardır. Önceden öğrenmiştir. Tecrübesi vardır. Sadece adım
atmaz; diz kırar, omuz sallar… Keyfini çıkara çıkara çeker halayını. Kendinden emin.

Bazen türkü değişir. Bilmediğiniz yerden sorar davulcu. Bir anda baş kuyruk başka oynar.
Ritmi farkeden hemen değiştirir adımlarını. Oyunu bilmeyen, kopar bırakır halayı.
“Bilmiyorum” demez. “Yoruldum” der. Ama elleri bırakıp çıkarken biraz burulur içi. Ne
güzel eğleniyorduk…

Bazıları adımları umursamazlar. Ekipte olmak yeter onlara. Arada eğlenir tadını çıkarırlar
halayın. Müziğin ritmine uyup rastgele oynarlar. Ama iyi bir oyuncu istemez onu yanında.
Adımlarını bozar çünkü. Tadını kaçırır. Böyle oynanır mı?
Bilmeyenler yavaş yavaş grubun sonuna itilirler. Eğlencenin dışına. Oyunun tadı kaçar. Artık sol
tarafta sadece çocuklar kalınca ayrılırlar.

Bir de halayın kuyruk kısmındaki çocuklar vardır. Ben onları izlemeyi çok severim.
Heveslenip girmişlerdir halaya. Daha küçük oldukları için harika oynamaları da gerekmez.
Utanmaz sıkılmazlar. En sonda olmak sorun değildir. Hatta güvenlidir. Rastgele sallarlar
ayaklarını. İnanın en çok onlar eğlenirler. Küçük Prensler… Gerçekten yorulunca ya da sıkılınca bırakır, başka
tarafa giderler.

Bazen sıkışır halay ekibi. O kadar kalabalık olur ki çok da farketmez arada ne yaptığımız. İyi
bir oyuncu bile olsak görünmez figürlerimiz. Alan dardır. İnsan çoktur. Araya kaynar,
kalabalıkta sürükleniriz. Bazen çıkmak istesek de çıkamayız. Bir boşluk bulana kadar ekiple
sürüklenip gideriz.

Her zaman keyifli değildir halay.
Başını göremediğin halayın bir yerine takılırsın. Nereye gittiğini bilmeden…
Halay başı bizi nereye götürürse oraya gideriz. Gittiğimiz yolu da göremeyiz. Halay başı
oyunu değiştirir farkına bile varmayız.
O yol bazen salonun dışına çıkarır bizi,
Bazen masaların arasında sıkışır grup, kopar, dağılır..
Bazen şampiyonluklara götürür.
Bazen iyi bir ekip işiyle kazanılan başarılara,
Bazen bir barikat arkasına,
Bazen dağlara çıkarır,
Bazense yanan bir otelin sokağına…

Dedim ya çok önemlidir aslında halay başı. Sorumluluk ister. Tecrübe ister. Değişen ritimlere
hemen uyum sağlayabilme becerisi ister. Onca insanı sürükleyeceksin peşinden. Bir mendil
hareketinle harekete geçen bir ekibin var. Zor iş. İşinin ehli olmalı halay başı. Gideceği yolu
bilmeli. Dar geçitleri görebilmeli. Yoksa üstüste yığılıverir arkasından gelenler. Bu durumda
ya ekibi değiştirmeli ya da halay başını…

Bazen daha güzel gelir diğer halay ekipleri.

En güzeli ise düğün dağılmadan önce çekilen en son halaydır. Yabancı gözler gitmiştir, nasıl
oynadığın artık önemsizdir. Çocuklar bile aralara katılmıştır hatta kucaklarda katılırlar halaya.
Sona kalan çekirdek ailedir. Bu ekibin parçası olabilmek için “kendin olman” yeterlidir.
“Ait olma ihtiyacı” karşılanan bireyin sonraki adımı zaten başarıdır.
Daha sonra kendi seçimiyle katılacağı halaylarda tecrübeli olacaktır. Oyunun tadına
varacaktır.

Peki biz, halay başı eğitimciler önce bu son halayla başlasak daha güzel olmaz mı?
Çekirdek aile halayıyla…
Sadece kendileri olmaları başlamak için yeterli olabilse? Başarı ardından gelmez mi zaten?

Evet biz eğitimciler, her birimiz birer halay başı değil miyiz?
Başından kuyruğuna tüm oyuncular bizi takip ediyor.
Her birinin adımlarının kılavuzuyuz.

Maalesef kötü örneklerimiz var.
Sadece yetenekli olanlarla ilerleyen sınıflarımız var. Kuyruğun sonunda kendini
keşfedemeden başarısızlık duygularıyla halaydan kopan çocuklarımız var.
Halay başı almış yanına bir kaç kişiyi şov yapıyor. Halayın devamı yok gibi… arkada kalanlar
ne halaydan çıkabiliyor ne de halay başına yetişebiliyor… Sadece sistemin içinde
sürükleniyorlar.

Eğlenceyi unutup ezbere adımlarla dönüp duruyoruz.

Eğitim sisteminin dayattığı, sürekli ritmin değiştiği, karmaşık bir müziğe uyum sağlamaya
çalışıyoruz. Daha birini öğrenemeden ardından gelen daha zor bir figürü anlamaya
çalışıyoruz. “Tamam öğrendim” dediğiniz anda tam da oyunun keyfini çıkaracakken değişiyor
oyunun kuralları. Çok zor evet.

Ama…

Müziği, ortamı ya da davulcuyu kontrol edemesek de
halay başı biziz ve mendil bizim elimizde.
Minik “e” lerimizi halayda tutabiliriz. Kendilerine özgü adımlarla farklı ekipler kurabiliriz.
Bir sınıfa ait olma ihtiyacını karşılayabiliriz.

İyi ama
“Halay” kelimesinde e sesi yok. Nasıl katılacak çocuk halaya?
Nasıl olacak?
Dedim ya ekip başı önemli diye.
Biraz yer açarız
“Elele hep birlikte eğlenerek halay” çekeriz. Bir sürü “e” yer bulur kendine.
İşte kendini ancak o zaman o okula AİT hisseder.

Böyle bir ekibi izlemek de güzel olur hani.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu